HARBİ KEMAL; “HAYALLERİ OLMAYAN
ŞEYİMİ YESİN” DEMİŞ YA;
Harbi
Kemal; fani alemde yaşayıp yaşamadığı bilinmeyen ancak halkın kendince var
ederek bazı önemli söz ve söylemleri sanki onun ağzından söylenmiş gibi
kurguladığı “Bir Makul Şüpheli” kabadayı tarzında bir ademoğlu.
Çoğunlukla
sözlerinin, vatan şairimiz bilge adam “Namık Kemal” ile karıştırıldığı ve
yaşadığı yahut yaşamadığı meçhul bir kişilik.
Deneme
yazımızın başlığı da bilmeyenler ince genelde ona mal edilmiş olan bir
söylem işte.
“Hayalleri
olmayan şeyimi yesin dememiş esasında (s...mi) yesin demiş, biz yazı adabımızın
gereği değiştirerek meramımızı ifade etmek durumunda kaldık.
(Bu
gidişle sansür yasaları İnternet de yakın süreçlerde yeni bir RTÜK benzeri bir
kurumu var edecektir.)
GERÇEKLEŞECEĞİNE
İNANDIĞIMIZ HAYALLERİMİZ TABİİ Kİ VAR!..
Hayalleri
olmalı insanın. Hayaller olmaksızın yaşamanın anlamı da yok ki.
Bilmiyorsunuz
ve ben de, bu sırrımı sizlerle ilk kez paylaşıyorum.
Yıllardır,
çok yüklü miktarlarda paraların ikramiye olarak verildiği veya büyük parasal
rakamların devrettiği haftalarda şansımı zorlamak adına neden birkaç kolon şans
oyunları oynarım ya da milli piyango satın alırım bunu sizler
bilmiyorsunuz.
Yanılmıyorsam
yaklaşık olarak 40’lı yaşlarımdan bu yana; Hz. Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Hacı
Bayrami Veli, Yunus Emre ruhani yollarını destur eyleyerek yaşam sürmeye
çabaladığımı sanıyorum.
Yaşam
sürecimin geriye doğru 35 yıldan fazlasını sivil toplum örgütlerinde sosyal
faaliyetlerin içerisinde yer almakla geçirdiğimi söylersem de kesinlikle yıl
eksiği vardır ama fazlası kesinlikle yoktur.
Bu
yolların aydınlığı benim paraya ve iktidar olmaya karşı hırslarımı törpülemiş
olsa gerek ki, bunun gereği maddi arzuların beynime ve yüreğime yük olmasını
öt-eledim.
“La
ikrâhe fid Diyn” (Bakara-256) “Din içinde zorlama yoktur.” Denildiği üzere,
bende bu hususta asla ve kata beynimi ve yüreğimi hırsla zorlamayanlardanım.
Ancak
bir gün geldi ki bu duygularımın üzerinde sanki karlı bir gün de, bir kardelen
gibi belleğimden yüreğimden dikelen çiçeklerimi fark ettim.
Bu
denemenin ikinci paragrafında söz ettiklerimin yörüngesine giriverdim.
“Yıllardır,
çok yüklü miktarlarda paraların ikramiye olarak verildiği veya büyük parasal
rakamların devrettiği haftalarda şansımı zorlamak adına neden birkaç kolon şans
oyunları oynarım ya da milli piyango satın alırım bunu sizler
bilmiyorsunuz.”
Üstelik
“Yüce Sevgili”m den bu anlamda sürekli isteyerek ve yineleyerek.
Gittikçe
yaklaşan 31 Aralık gecesi yapılacak Milli Piyango çekilişinin en büyük
ikramiyesi bu yıl 50 Milyar lira. Yani eski paramızla 50 trilyon liracık. Bu
paranın yaklaşık günlük faiz getirisi 10 bin lira, yani eski paramızla 10
milyar liracık.
Ben bu paranın
en azından yarısına talibim çünkü biletim yarım ve bu yıl en büyük ikramiyenin
benim yarım biletime çıkacağına dair umutlarım zirvede.
Sahi
parayla sosyal münasebetlerini ötelemiş olan benim bu kadar çok bir parayla
işim gücüm ne?
“TÜRKİYE
KİMSESİZ ZEKİ ÇOCUKLAR CUMHURİYET VAKFI”
Benim
bir hayalim var hem de bıkmadan usanmadan yıllarca öteleyemediğim.
Bu
denemenin başlangıcında; “Hayalleri olmalı insanın. Hayaller olmaksızın
yaşamanın anlamı da yok ki.” Demiştim ya.
“Türkiye
Kimsesiz Zeki Çocuklar Cumhuriyet Vakfı”nı kurmak için gereksinimim var o
paraya.
Cumhuriyetimizin
temel prensiplerinde, Mustafa Kemal Atatürk'ümüzün ilke ve devrimleriyle
yoğrulacak, anasız babasız kimsesiz yahut da kimseli ama olanakları olmayan
zeki çocuklarımızın ve ailelerin toplu sosyal yaşam, eğitim ve öğretim köyü
hayalimin gerçekleştirilmesi için başlangıç sermayesi...
Bir
kuruşunu kişisel ve ailevi amaçlara kullanmaksızın, çok namusa ne şekliyle ve
bu amaçların uğrunda.
YILLARI
SOSYAL DAYANIŞMALI BİR HAYATA ADAMIŞLIK
Kesinlikle
biliyorum özel ve iş hayatımda zirveleri hep kaçırışlarımın tek nedeni sosyal
hayat sosyalisti olmamdır.
“Türkiye
Kimsesiz Zeki Çocuklar Cumhuriyet Vakfı” kurulup yaşatılması ve nesillerce var
olabilmesi hayalim, artık yakın diyorum ya, (“Yüce Sevgili” söyletiyor.) yıllar
önce organ mafyalarının cirit attığı ülkemizde, “Böbrek Vakfı”, “Türkiye Organ
Nakli Vakfı” gibi çok işlevsel vakıfların cesaretli kişilerin
destekleriyle kurulmasında bir temel taşı olduğumu bilerek,
Türkiye
Kalp Vakfı, Türkiye Körler Vakfı, Özürlüler Vakfı, Lösemili Çocuklar Vakfı,
Türk Eğitim Vakfı gibi vakıflarda da zerre olduğumu ekleyerek,
Şimdi
de; “Türkiye Kimsesiz Zeki Çocuklar Cumhuriyet Vakfı”nı kurmak için şans
meleklerinin destek ve yardımlarına, sizler-inse, dualarına ihtiyacım var.
“YÜCE
SEVGİLİ” NE EYLEMİŞSE GÜZEL EYLEMİŞTİR, O TEK BİLENDİR!
İnsanın
hayatının kendisi ile “Yüce Sevgili”si arasındaki bağları ne kadar
kuvvetli olursa, inanması ve inandırıcı olması da, inananların
penceresinden izlendiğinde, anlam taşır.
“Yüce
Sevgili” dileyen, isteyen ve tek hamd edendir. İnsanoğlu zaman zaman hamd etmek
gibi büyük bir yanılgıya düşmektedir. Sizden daha yüce bir varlığa hamd
edemezsiniz. Ancak sizden alttaki bir varlığa veya güce hamd edebilirsiniz.
Birçok insanın kavram da ki hatası, bu bilinçten uzak olduğu ile ilintilidir.
"El
Hamdu lillâhi Rabbil'âlemiyn."
"MUTLAK
değerlendirme "ALLÂH"a aittir.
Bilelim
ki: "ALLÂH VÂHİD-ül AHAD"dır... Kendisinin gayrı olarak, kendisini
anlayacak, idrak edecek, değerlendirecek ve de övebilecek, varlık, vücud ve
özellikler sahibi ikinci bir bilinç mevcut değildir!
"ALLÂH"ı
ancak, Allâh bilir...
"ALLÂH"ı
ancak ALLÂH değerlendirir...
"ALLÂH"ı
ancak ALLÂH över yani metheder!..
"ALLÂH"a
ancak ve sadece ALLÂH SENÂ eder!
(Kaynak:Ahmed
Hulusi)
Sözlük
anlamıyla, Hamd: "Övmek, methetmek, yüceltmek, ululamak" anlamlarına
gelmektedir hamd”
Yani
Hamd; Kainatta ki yaratılmış olan, yaratılmakta olan, tüm varlıkların
niteliklerinin Allah'ın tecellisi olduğu haki-katını anlatan bir kelimedir
bunun gereği olarak da Hamd, yalnızca benim daima “Yüce Sevgili” olarak ifade
ettiğim alemlerin sahibi ve muktediri Allah'a mahsustur.
Bunun
ispatı da; “Hamd alemlerin Rab'bi, Allah içindir.” (Fatiha Suresi,1/1) iledir.
Böylece
bel ki bundan sonraki süreçlerde yanlış bildiğiniz bir öğretiden doğru bir
anlamlı eyleme geçeceksiniz ki: İnşallah biz de üzerimize düşen doğru
sevap ile nasibimizi almış olacağız.
Bizler
kimleriz ki; “Yüce Sevgili”ye, onun Resulüne(lerine), kitaplarına hamd edelim.
Hamd
edilecek bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları içerisinde yer alan, 75 milyondan
biri kardeşiniz olarak, örneğin; ülkemdeki siyasi iktidarın ve tüm
milletvekillerinin, siyasetçilerinin ve hatta en tepeden, en aşağıya tüm
yöneticilerinin önce sizlere ve sonrasında da bana “Hamd” etmelerini kesinlikle
beklerim.
Bu
hususta da hiç mütevazi değilim sizlerden de olmanızı beklemeyenler denim.
GEÇMEKTE
OLAN KOCA YILIN ARDINDAN SÖYLENEBİLECEKLER
Vallahi
bu yıl nasıl geçti anlamış değilim...
Vallahi,
bu yıl geçti geçmesine de bana da iyi geçirdi...
Geçip
gidiyor gelenin ne farkı olacak ki?
Geçen
yıllar değil ömür ömür!...
Bunlar
ve benzeri söylemleri yaza-bildikçe yazabileceğimi biliyorum.
Her
kişi kendi yaşam alanının penceresinden dışarıya uzanarak söylemlerini yapacak
bu kesin.
Ben
penceremi araladığımda şunları söyleyebiliyorum.
Ben bu
yılı pek iyi geçirdim diyemem.
Kişisel
hırsların. çıkarların, yücelmelerin, yükselmelerin, zevklerin, yalanların,
sahte yüzlerin, dalkavuklukların, tatminsizliklerin en tavanda olan tipleriyle
rastlaşma yılım oldu bu yıl.
Bunlara
karşı dik durmak için yoğun uğraş verdiğim vermeye çabaladığım bir yıl oldu
yani.
Eğilmezseniz,
bükülmezseniz, yağdanlıklara yağ olmazsanız, yağ olamadıysanız fitil,
fitil olamadıysanız lambanın camında is de, olamadıysanız, vay vay sizin
halinize.
Tıpkı
benim halleşmeler imde ki gibi.
Bataklıkta
direnen bir saz (kamış) gibi olma kararlılığımızla direndik direndik, yani
sanki otuz iki diş idik de, şimdi damağa (takma diş) kaldık.
Ne bir
çobanın şen şakrak yahut yanık türkülerini söylediği kavalın da son delik, ne
de nefesinde bir neyzenin, neyinin “üf”ü olabildik. Keşke bunları olabilseydik(m).
Hamdık
yandık denilen üzere, gelen öptü, giden öptü, iki makas bir yanak alıp bir de
ardımıza şaplak attı da kaçtı.
Uykuda
mıydık?
Hayır!
Aldanmaya,
aldatılmaya, kaz-ıklanmaya, haksız gösterilmeye meyilli idik öylece kalıp
kalıp, dona, baka kaldık.
Yani
ben demek istiyorum.
Baka
kalarak bu sene sınıfta kaldık(m).
Hatalar
yaparsanız bedelini de ödersiniz diyorduk, hatalarımızı fark ederek bedellerin
altında fark edemeyeceğimiz şekilde acıların tutsağı biçaresi olduk(m).
YAŞAMI DAİMA
ESKİLERİN PAZARCI TERAZİSİ GİBİ GÖRMEK GEREKLİ
Yaşam,
yaş ile ilintili. Yaş ilerleyen seneler anlamlı. Başkaca bir anlamla da,
kurumamış olan.
Yaş bir
yaşam oldu işte bize musallat olan.
Terazinin
bir kefesinde iyilikler. Ama size yapılan ama sizin yaptıklarınız. Güzellikler,
sağlıklılıklar, umutlar, ümitler, sevdalar, gerçekleşen hedefler, elde edilen
kazanımlar, şansın getirileri, yepyeni umutlarla gelenler ve en önemlisi
sağlıklı olmalar...
Terazinin
diğer kefesinde ise; karşı kefede-kilerin tamamen aksi istikamet-indekiler,
zıtlar, yitenler, yitirilenler, sağlıksızlıklar, kabuslar, gidip de
gelmeyenler.
Bende
ağır basan kefeyi aldım elime, kasketimi de önüme doğru eğerek boşalttım kucağıma,
sanki bir çuval pirinç içerisindeki taşları ayıklayacağım misali...
İlk
taşı okudum, çok ezilmişsin diyor.
İkincisi,
seni gidi arsız ne çok öptürmüşsün, öpmek-sizin diyor.
Üçüncüsü,
nasıl öğrenemedin bu yaşına kadar, ataların demezler mi; “insan eti başka bir
mekanda ağırdır” bre gafil diyor.
Dördüncüsü,
başkasının hanın da konakla, hamamın da yıkan ama, kendi metruk kulüben de
olsa, onu da harap etme, diyor.
Beşincisi,
yalancı ve dolancıların ipiyle inersen kuyuya kuyunun dibindeki abazan da, seni
kucaklar bunu bu yaşına kadar hala anlamadın mı(?) diyor.
Altıncısı,
üzüle üzüle büzülür-sün, hep içine atarsan da sonucunda; zatürre de olursun,
kalbinde büyür, damarların da tıkanır, vücudunda kist te, ur da, beze de
oluşur, kafayı da yersin diyor.
Yedincisi,
gelecek yıl, sana geçen yılda kim neler geçirdiyse sende gelecek yıl da onlara
geçir, öp, okşa sev, becer kaç diyor.
SEN
NEYMİŞSİN BE ERKEK DEDİĞİN BÖYLE OLUR ÖĞRENSENE !
Akrabalardan
uzak mı dur derdi acaba sekizincisini bulacağım pirinçteki taş.
Akraban
dan kork ama akrepten korkma mı yahut da.
Komşunun
penceresi, manzarası, tenceresi, damdaki kamera, sallangaç, otoparktaki fuzuli
araç, begonvilin dalları.
Sahi
bizim komşu gerçekten damdaki sallangaç kadar müptezel ve oynak mı?
Bunları
da öğrendik ya, Mersin-Bodrum uçak hızında sanki sevdaların bacak arası, soba
karası, yürek yarası, yaşamın gerçeklerindeki boy değil soy aynası...
NE
YAZARMIŞ SIN YA, OKUDUK OKUDUK BİTMEDİ, SABIR YETMEDİ.
Yüreğim
solmuş, gönlüm genç görünse de, sanki mum çiçeğinden hallice ben öyle
sanıyorsam da, sefaları olmaktan sayrı bir akşam sefası.
Göğüs
kafesimde yoğun bir ağrı, aşırı bitkinliğim ve yorgunluğum, yemek yemekten zevk
almaksızın yoruluşlarım, zatürre derken kalbimin tamamının çepeçevre sulanması,
mitral darlığı, damar genişlemesi, daralması, midemin santimle kalınlaşması.
Yoksa;
abi senin pilin bitmiş haydi çöpe mi?
Zararlı
bilinenlere müptela olmaksızın, müptelalığın sevdaya olmasına rağmen.
Bir
büyük sahne ve o sahnenin pirinç taşlarıyla yazılı senaryosunun tek
oyuncusundan beklenilen performans.
“Oyna
yarim oyna, oynamazsan nazlı yarim, gençliğine doyma”
Oynarken,
oynatamadan oynarken, oynaşamadan....
NEFRETTEN
UZAK DUR, GAMSIZ HAYAT ŞARKISININ SUYUNU İÇ!..
Kin ve
nefreti hayvanlardan öğrenmiyoruz. Ademoğlu dediklerimiz bu işin “fevkaladenin
fevkindeki” büyük ustası.
“İnsanın
densizliği demsizliğindendir”
demiştik
çok beğenildi sosyal paylaşım arenasında.
Demsizliğin
bana yansıyan hali şimdi ki zaman ile musallat oldu bu yıl.
Çok
yüzlülüklerin sahnesindeki oyuncularla bu nedenle asla helalleşmeyeceğim.
Beni
üzenlerin “Yüce Sevgili” mislicelerini, kendilerinin efradından çıkarsın
demeyeceğim de, demiyorum.
Gözyaşlarım
görünmese de içime akanların içimde ki tüm bitkilerin köklerini çürüttüğünü
madem ben biliyorum, “Yüce Sevgili” bana bunları yaşatanların da efradı
umumiyelerinden çıkartsın demiyorum da demiyorum.
İnançlarımı,
direncimi, aklımın zirvelerini tecavüz filmlerinin sahnelerindeki başarılı
oyuncular gibi ele geçirmiş olanların, karılarına, kızlarına ve hatta
kendilerine sulanacağım diye de bir savım olmasa da, seyirci kalmak gibi bir
enayilik yerine biraz da aymazlığı denemenin makul şüpheden a'ri olduğunu
bildirmek de istemiyorum.
YENİ
BİR YIL VE YENİ UMUTLAR İÇİN SON SÖZÜMLE;
Yeni
yılın tahminen ikinci günü bir kalp operasyonu ile başlayarak yine yeniden
yepyeni umutların, ümitlerin, sevdaların, “Bodrum Aşkı”nın, “İzmir
Sevdası”nın, Ne Mutlu Türküm, Cumhuriyetçiyim, Atatürkçüyüm, Laik ve Demokratik
bir düzenin tarafıyım, arsıza ve hırsıza, soyguna ve soysuza, yönetemeyenlere
ve yönetilemeyen in suskunluğuna karşıyım ve ölmezsem de karşı durmaya devam
edeceğim.
Üzdüklerimle
ve beni üzenler le helalleşmiyorum.
Barışmıyorum,
barışmayı da düşünmüyorum.
Yeni
yılda şerlerine karşı, bin misli ile cevap vermek üzere bileniyorum.
Bugüne
dair sözümüzün özüyle:
İnançlıysanız
mucizeler size görünecektir, yılmayınız!
“Yüce
Sevgili”nin doğru kullarına sevgi ve saygıyla, nice sağlıklı ve sıkıntısız
mutlu yıllara.
Prof.
Dr. Öner Samanlı
Hani
“Şiirci Çocuk” diyorlar ya işte o.
29
Aralık 2014 - Bodrum

